Şahsiyetini Kaybetmenin Dramı

Prof. Dr. A. Berhan Yılmaz

08-06-2026 14:07

İnsanın en büyük serveti ne parasıdır, ne makamıdır, ne de bu ikisi sayesinde etrafına üşüşen sahte kalabalık.

İnsanın değeri şahsiyetinde, vicdanında ve hakikate olan sarsılmaz bağlılığındadır. Bunları kaybeden insan, ne kadar parası, makamı ve gücü olursa olsun, içi boş bir gölgeden başka bir şey değildir.

Ne yazık ki içinde yaşadığımız çağ, dürüst, omurgalı, işini iyi ve doğru yapanları değil, kendini konjonktüre göre ustaca pazarlayan, ilkesiz ve kişiliksiz omurgasızları ödüllendiriyor. Bu sebeple insanlar da makam, mevki için hakikati savunmak yerine gücün, kalabalığın ve kişisel çıkarlarının peşine takılıyor.

Bu çarpık düzende en çok konuşanlar da kimliksiz, kişiliksiz olmalarına rağmen kendilerini iyi pazarlayanlardır ve söyledikleri başkalarına ait ezberlenmiş sloganlardır.

Bunlar savunduklarını, neyin uğruna savunduklarını bilmezler, yanlışları bile alkışlarlar. Haksızlık karşısında ise dilleri tutulur, çünkü konuşmanın bedeli vardır. Böylece şahsiyetin yerini itaat, düşüncenin yerini ezber, eleştirmenin yerini övgü, vicdanın yerini ise korku alır.

Peki, günümüzde omurgasızlık neden bu kadar yaygındır? Çünkü kolaydır. Eğilmek ayakta durmaktan, susmak konuşmaktan, alkışlamak itiraz etmekten daha konforludur.

Güç, insanın karakterini değil, “kullanım süresini” satın alır ve işlevi bitince kenara atar. Zaten eğilmeye hazır olduğunu herkes bilir; o yüzden ne saygı duyar ne de değer verir. Sadece kullanır.

Oysa tarih bir gerçeği defalarca kanıtlamıştır ki: İnsanlığı ileriye taşıyanlar, toplumların yozlaşmasına set çekenler, güce ve kalabalığa boyun eğenler değil, gerektiğinde onlara karşı durma cesaretini gösterenlerdir.

En büyük tehlike, kötü insanların çoğalması değil; şahsiyet sahibi, omurgalı bireylerin azalmasıdır. Çünkü kötülük iyilerin suskunluğuyla yayılır ve kurumsallaşır.

Bir toplumda insanlar düşünmekten vazgeçmiş, sorgulamayı bırakmış, haksızlığı alkışlar hale gelmiş ve sadece “isteneni” yapar olmuşsa, orada çürüme başlamış demektir. Bu, bir toplumun kendi kendini yok etme sürecidir.

Makam uğruna eğilen, çıkar uğruna susan ve doğrusunu satanların ödedikleri bedel korkunçtur: Kendi şahsiyetleri.

Ve en acısı şudur: Uğruna eğildikleri kişiler onlara asla saygı duymaz. Çünkü karakterinden taviz veren birine güven duyulmaz. Bugün biri için eğilen, yarın başkası için de eğilir. Çıkar üzerine kurulan ilişkilerde sadakat yoktur; sadece “kullanım süresi” vardır. İşlevin bittiği gün, bir çöp gibi kenara atılırsın.

Bu kişiler özgür de değildir çünkü başkalarının düşüncelerini ezberleyen, tekrarlayan, onların beklentilerine göre şekil alan, onaylarını almak için sürekli eğilip bükülen biri özgür değil; zihnen ve vicdanen köledir.

Gerçek özgürlük, kendi aklınla düşünebilmek, kendi vicdanınla karar verebilmek ve gerektiğinde hakikatin bedeli olan yalnızlığı göğüsleyebilmektir.

Sonuç olarak insan iki yoldan birini seçer. Ya kendi değerleri ve varoluş amacı doğrultusunda yaşar ya da şahsiyetsiz bir şekilde başkalarının gölgesinde ömür tüketir.

Şahsiyetini kaybeden, her şeyini kaybetmiş demektir. Bu gerçeği idrak etmek ise toplumsal ve kişisel kurtuluşun ilk ve en önemli adımıdır.

DİĞER YAZILARI Ne Mutlu Türküm Diyene! 01-01-1970 03:00 Okullarda Güvenlik Sorunu 01-01-1970 03:00 Anlatacak Hikayesi Kalmayanlar... 01-01-1970 03:00 Manevi Köprüde Sosyal Uçuruma 01-01-1970 03:00 Titreyen Kalpler mi, Hoparlörler mi? 01-01-1970 03:00 En Büyük Esaret; "İrade Devri" 01-01-1970 03:00 Dil Eğilince... 01-01-1970 03:00 Takvimler... 01-01-1970 03:00 Gençliğim Eyvah! 01-01-1970 03:00 Koşulsuz İtaat Şirktir 01-01-1970 03:00 Soğuk, Çok Soğuk... 01-01-1970 03:00 Atatürk Üniversitesinde Yeni Vizyon Yeni Dönem 01-01-1970 03:00 Suizan! 01-01-1970 03:00 Başkalarını Suçlamak 01-01-1970 03:00 İlkesiz ve İnançsız Cahiliye Toplumu 01-01-1970 03:00 Kamu Hakkı (Bir Cuma Hutbesi) 01-01-1970 03:00 Kurban... 01-01-1970 03:00 19 Mayıs... 01-01-1970 03:00 Türk Milletinin Ömrü "Beklemekle" Geçer 01-01-1970 03:00 Aynı Gemide Olmak veya Olmamak 01-01-1970 03:00 Manevi Gidişatımız 01-01-1970 03:00 Oruç... 01-01-1970 03:00 Yıl 2025, Yaş 61... 01-01-1970 03:00 Temizlik İmandan Mıdır? 01-01-1970 03:00 Dışımız Temiz, Ya İçimiz? 01-01-1970 03:00 Kur’an’a Ve Allah’a Muhatap Olmak… 01-01-1970 03:00 Öğretmen... 01-01-1970 03:00 Neden Bu Kadar Öfkelisin? 01-01-1970 03:00 Kentsel Dönüşüm Mağduriyeti 01-01-1970 03:00 Din Asli Yapısından Uzaklaşırsa… 01-01-1970 03:00 Her Geceyi Kadir Gecesi, Her Geleni Hızır Bilmek... 01-01-1970 03:00 Bir Gariban Ramazan! 01-01-1970 03:00 Regaip Gecesi mi? 01-01-1970 03:00 SEN! 01-01-1970 03:00 Dizilerdeki İslam 01-01-1970 03:00 Kışa İman Etmek 01-01-1970 03:00 Allah Derken? 01-01-1970 03:00 Yüzüncü Yıl Duygularım 01-01-1970 03:00 Geldik, Gidiyoruz... 01-01-1970 03:00 Cmi, İçki ve Gençlerimiz 01-01-1970 03:00 Olut ki bir gün 01-01-1970 03:00 Başkasının Penceresi… 01-01-1970 03:00 Var mıymış gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi? 01-01-1970 03:00