Müminler Kardeş Mi, Taassup Sahibi Mi?

Prof. Dr. A. Berhan Yılmaz

10-08-2026 13:46

 

Cuma hutbesinde “Kardeşlik” anlatılırken zihnimde “Biz gerçekten kardeş miyiz?” Yoksa kardeşliğimizin bir sınırı mı var? Sorusu belirdi.

“Bizim gibi düşünüyor, bizim partiye oy veriyorsan, liderimizi seviyorsan, bizim cemaattensen, bizim tarikattansan, bizim taraftaysan kardeşiz. Ama itiraz edersen, yanlışımızı söylersen, kutsadığımız ismi eleştirirsen, partimize destek vermezsen, liderimize biat etmezsen kardeşimiz değil, düşmanımızsın.” İşte taassup tam da burada başlar.

İnsan düşüncesine, partisine, liderine, cemaatine, tarikatına sorgusuz bağlanınca bunları hakikatin kendisi sanmaya başlar. Artık hakikati aramaz; haklı çıkmayı arar.

Kur’an açıkça, “Müminler ancak kardeştir” buyurduğu halde kendi adamının yanlışına mazeret bulur, karşı tarafın yanlışına ihanet damgası vurur. Kendi tarafının yalanına “siyaset”, karşı tarafın doğrusuna “fitne” der.

Kendi liderinin hatasına “insanlık hâli” der, altında “hikmet” arar. Karşı tarafın hatasını “memleket düşmanlığı” ilan eder. Kendi putunu korurken, başkalarının putlarına saldırır.

Hal böyle olunca da partiyi, ideolojiyi, lideri, cemaati, tarikatı kardeşliğin önüne koyarak; lideri hakikatin ölçüsü, cemaati ve tarikatı ise kurtuluşun adresi hâline getiriyoruz. Sonra da gönüller kırıyor, insanları ötekileştiriyor ve haddimizi aşıyoruz.

Kardeşliğin bu olmadığını unutan bizler, hakikatin kimsenin tapulu malı olmadığını, sevmediğimiz insanın doğrusunu yanlış, sevdiğimiz insanın yanlışını doğru kabul ederek hakikatin taraf tutmadığını da unuttuk.

Dile güzel sözler koyup kalbe kin doldurmak kolaydır. Dindar görünmek kolay, adil olmak zordur. İnsan olmanın ve kardeşliğin gerçek imtihanı da burada başlar.

Çünkü kardeşlik, herkesin aynı şeyi düşünmesi değil “farklı düşünürken bile birbirinin insanlığını inkâr etmemektir.”

Bir millet için tehlike, aynı vatanın evlatlarının birbirine düşman edilmesidir. Aynı sofrada oturanların birbirinin lokmasına zehir katması, aynı bayrağın altında yaşayanların birbirine tahammül edememesi, kardeşin kardeşi düşman görmesidir.

Aramızda gerçek kardeşliği tesis etmek istiyorsak partiyi, lideri, cemaati, tarikatı ve ideolojiyi hakikatin yerine koymaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü yarın ne parti kalacak, ne makam, ne lider, ne iktidar, ne bugünkü siyasi rüzgâr, ne alkışlayan kalabalıklar ne de günü kurtarmak için üretilmiş siyasi sloganlar...

Geriye insanlık kalacak. Millet kalacak. Vatan kalacak. Hak kalacak. Hukuk kalacak. Adalet kalacak ve hepimizi bir gün aynı yerde toplayacak; Allah’ın hesabı ve adaleti kalacak.

Öyleyse bir kez daha soralım: Kur’an’ın emrettiği anlamda gerçekten kardeş miyiz?

Yoksa yalnızca bizim gibi düşünenlerle mi kardeşiz?

Eğer kardeşliğimizin ölçüsü Yüce Allah’ın emrettiği gibi “mümin olmak” değil de “benden olmak” ise, bunun adı kardeşlik değil, taassuptur ve ayete aykırıdır.

Hakiki kardeşlik şunu diyebilmektir:

“Benim gibi düşünmeyebilirsin. Partime oy vermeyebilirsin. Liderimi sevmeyebilirsin. Benim inandığımı senin de benimsemen gerekmeyebilir. Ama yine de kardeşimsin. Çünkü senin insanlığın ve inancın benim siyasi tercihimden çok daha değerli ve önemlidir.”

Ve insanlığın üzerinde de hepimizi bir gün aynı kapının önüne getirecek, aynı hesaba çekecek bir hakikat vardır.

Özetle, kişinin lideri, partisi, ideolojisi, cemaati, tarikatı, hocası veya şeyhi, karşısındaki insanın mümin kimliğinden daha önemli hâle geliyor; bu bağlılıklar insanları birbirine düşman ediyor ve kardeşliği ortadan kaldırıyorsa bunun adı kardeşlik değil taassuptur.

Ve bu taassup, Allah’ın “Müminler ancak kardeştir” buyruğuyla ortaya koyduğu kardeşlik anlayışına açıkça aykırıdır.

DİĞER YAZILARI Bir Bölüm Değil Bir Ömür Seçiyorsunuz... 01-01-1970 03:00 Kerbelâ: Tarihin Vicdanına Yazılmış Bir Ahlâk, Adalet ve İnsanlık İmtihanı… 01-01-1970 03:00 Baba Olmak... 01-01-1970 03:00 Hicretin Üzerine Örülen Örümcek Ağları 01-01-1970 03:00 Şahsiyetini Kaybetmenin Dramı 01-01-1970 03:00 Ne Mutlu Türküm Diyene! 01-01-1970 03:00 Okullarda Güvenlik Sorunu 01-01-1970 03:00 Anlatacak Hikayesi Kalmayanlar... 01-01-1970 03:00 Manevi Köprüde Sosyal Uçuruma 01-01-1970 03:00 Titreyen Kalpler mi, Hoparlörler mi? 01-01-1970 03:00 En Büyük Esaret; "İrade Devri" 01-01-1970 03:00 Dil Eğilince... 01-01-1970 03:00 Takvimler... 01-01-1970 03:00 Gençliğim Eyvah! 01-01-1970 03:00 Koşulsuz İtaat Şirktir 01-01-1970 03:00 Soğuk, Çok Soğuk... 01-01-1970 03:00 Atatürk Üniversitesinde Yeni Vizyon Yeni Dönem 01-01-1970 03:00 Suizan! 01-01-1970 03:00 Başkalarını Suçlamak 01-01-1970 03:00 İlkesiz ve İnançsız Cahiliye Toplumu 01-01-1970 03:00 Kamu Hakkı (Bir Cuma Hutbesi) 01-01-1970 03:00 Kurban... 01-01-1970 03:00 19 Mayıs... 01-01-1970 03:00 Türk Milletinin Ömrü "Beklemekle" Geçer 01-01-1970 03:00 Aynı Gemide Olmak veya Olmamak 01-01-1970 03:00 Manevi Gidişatımız 01-01-1970 03:00 Oruç... 01-01-1970 03:00 Yıl 2025, Yaş 61... 01-01-1970 03:00 Temizlik İmandan Mıdır? 01-01-1970 03:00 Dışımız Temiz, Ya İçimiz? 01-01-1970 03:00 Kur’an’a Ve Allah’a Muhatap Olmak… 01-01-1970 03:00 Öğretmen... 01-01-1970 03:00 Neden Bu Kadar Öfkelisin? 01-01-1970 03:00 Kentsel Dönüşüm Mağduriyeti 01-01-1970 03:00 Din Asli Yapısından Uzaklaşırsa… 01-01-1970 03:00 Her Geceyi Kadir Gecesi, Her Geleni Hızır Bilmek... 01-01-1970 03:00 Bir Gariban Ramazan! 01-01-1970 03:00 Regaip Gecesi mi? 01-01-1970 03:00 SEN! 01-01-1970 03:00 Dizilerdeki İslam 01-01-1970 03:00 Kışa İman Etmek 01-01-1970 03:00 Allah Derken? 01-01-1970 03:00 Yüzüncü Yıl Duygularım 01-01-1970 03:00 Geldik, Gidiyoruz... 01-01-1970 03:00 Cmi, İçki ve Gençlerimiz 01-01-1970 03:00 Olut ki bir gün 01-01-1970 03:00 Başkasının Penceresi… 01-01-1970 03:00 Var mıymış gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi? 01-01-1970 03:00