30 Ağustos; İşgalden Bağımsızlığa, Kulluktan Yurttaşlığa...

Prof. Dr. A. Berhan Yılmaz

31-08-2026 20:03

Yırtık ayakkabıyla okula giden, harçlığını çıkarmak, okuyabilmek, ailesine destek olabilmek için su, simit satan, ekmeğini kazanmak için itfaiyede işçilik yapan fakir bir Türk evladının Cumhurbaşkanı olabilmesinin yolunu açan zaferdir 30 Ağustos.

İnsanlara “Ey Allah’ın kulları, kardeşlerim” diye seslenen Peygamber’in ümmeti olan Türk milletini, “kulları olarak” gören saltanat sahiplerinin kulluğundan çıkarıp hür ve eşit yurttaşlar yapan iradenin zaferidir 30 Ağustos.

Kucağında bebeği ile anneleri, 10-15 yaşında çocukları, ihtiyarları, gençleri, kadınları, erkekleri canları pahasına aynı şuur etrafında bir araya getiren zaferin adıdır 30 Ağustos.

30 Ağustos süreci yalnızca bir askerî zafer değildir. Bir milletin “Ben varım!” demesi, kulluktan eşit yurttaşlığa,  işgalden egemenliğe yürüyüşüdür.

Bu zafer, Anadolu'yu, İstanbul’u paylaşmak, Türk milletinin bağımsızlığını ve egemenliğini yok etmek isteyen emperyalistlere ve düşmanlıklarını vatanseverlik, milliyetçilik, dindarlık, ümmetçilik, Osmanlıcılık kisvesi altında gizleyen işbirlikçilerine karşı kazanılmış bir zaferdir.

Bugün hâlâ İstiklâl Harbi'nin sonucunu sindiremeyen, Türk egemenliğini kabullenemeyen “İstiklâl Harbi'ni keşke Yunan kazansaydı”, “Haçlıların ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir” diyen hainlerin ve bu hainlere değer veren nankörlerin olması bu ülkede yalnızca tarih bilincinin değil, millet olma şuurunun da ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir.

Oysa 30 Ağustos'ta Türk ordusu yenilseydi, İstanbul ve Çanakkale İngilizlerin, İzmir, Bursa, ve Trakya Yunanların, Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş Fransızların, Antalya ve Konya İtalyanların, Doğu Anadolu Ermeni ve Rusların, Karadeniz Rumların, Artvin ve Ardahan Gürcülerin işgali, yönetimi ve nüfuzu altında, Türkiye esaret altında, Türkler esir olacaktı.

Bugün Suriye'den Irak'a, Afganistan'dan Libya'ya kadar parçalanmış, egemenliği zayıflamış devletlerin yaşadığı acılara bakınca, Atatürk'ün yaptığının büyüklüğü ortaya çıkmaktadır.

“Millet olmadan devlet, devlet olmadan bağımsızlık olmaz. Devlet bağımsız olmadan millet özgür olmaz. Bağımsızlık ve özgürlük olmadan da onurlu bir gelecek mümkün olmaz ve özgürlüğünü kaybeden insanlar birilerinin kulu ve kölesi olur” gerçeğiyle yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk, millet olduğunu unutmuş bir halka millet olduğunu hatırlatarak egemenliği bir veya birkaç kişinin elinden alıp millete vermiş; kulluğu yurttaşlığa, itaati iradeye, çaresizliği özgüvene dönüştürmüştür.

Bu noktada ümmet olma anlayışını millet olma şuurunun karşısına koyan kötü niyetli kişiler de bilsinler ki Türk milleti, kendi devletini, bağımsızlığını, millet olma şuurunu korurken aynı zamanda İslâm dünyasının acılarını ve sorunlarını görmezden gelmemiştir, gelmeyecektir.

Ve yine bilsinler ki millet olmadan ümmet olunamayacağı gibi, bağımsız bir ülkede, özgür bireyler olmadan da ne kendine, ne başkalarına faydan olabilir

Eğer bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer İslâm ülkelerine göre bağımsızlığından, teknolojik üstünlüğünden, oralarda kan gövdeyi götürürken bizim birlik beraberliğimizden bahsediyorsak, bu, Allah’ın izni ve muradıyla Türk Milletine önder olan, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü, Türk milletinin şuuru, vatan ve millet sevgisiyledir.

“Bu zafer Türk milletinindir” diyerek Türkiye Cumhuriyeti'ni bizlere emanet eden Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e, İstiklâl Harbi'nin kahramanlarına, her zaman ve her zeminde vatan, millet ve bayrak uğruna canını feda eden şehitlerimize ve gazilerimize, bu toprakları bizlere bırakan ve bağımsızlığı için alın teri dökmüş, canını vermiş olan ecdadımıza minnettarız. Allah hepsine rahmet eylesin. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Ne mutlu Cumhuriyetin, bağımsızlığın, özgürlüğünün kıymetini bilenlere. Ne mutlu Türküm diyene.

DİĞER YAZILARI Müminler Kardeş Mi, Taassup Sahibi Mi? 01-01-1970 03:00 Bir Bölüm Değil Bir Ömür Seçiyorsunuz... 01-01-1970 03:00 Kerbelâ: Tarihin Vicdanına Yazılmış Bir Ahlâk, Adalet ve İnsanlık İmtihanı… 01-01-1970 03:00 Baba Olmak... 01-01-1970 03:00 Hicretin Üzerine Örülen Örümcek Ağları 01-01-1970 03:00 Şahsiyetini Kaybetmenin Dramı 01-01-1970 03:00 Ne Mutlu Türküm Diyene! 01-01-1970 03:00 Okullarda Güvenlik Sorunu 01-01-1970 03:00 Anlatacak Hikayesi Kalmayanlar... 01-01-1970 03:00 Manevi Köprüde Sosyal Uçuruma 01-01-1970 03:00 Titreyen Kalpler mi, Hoparlörler mi? 01-01-1970 03:00 En Büyük Esaret; "İrade Devri" 01-01-1970 03:00 Dil Eğilince... 01-01-1970 03:00 Takvimler... 01-01-1970 03:00 Gençliğim Eyvah! 01-01-1970 03:00 Koşulsuz İtaat Şirktir 01-01-1970 03:00 Soğuk, Çok Soğuk... 01-01-1970 03:00 Atatürk Üniversitesinde Yeni Vizyon Yeni Dönem 01-01-1970 03:00 Suizan! 01-01-1970 03:00 Başkalarını Suçlamak 01-01-1970 03:00 İlkesiz ve İnançsız Cahiliye Toplumu 01-01-1970 03:00 Kamu Hakkı (Bir Cuma Hutbesi) 01-01-1970 03:00 Kurban... 01-01-1970 03:00 19 Mayıs... 01-01-1970 03:00 Türk Milletinin Ömrü "Beklemekle" Geçer 01-01-1970 03:00 Aynı Gemide Olmak veya Olmamak 01-01-1970 03:00 Manevi Gidişatımız 01-01-1970 03:00 Oruç... 01-01-1970 03:00 Yıl 2025, Yaş 61... 01-01-1970 03:00 Temizlik İmandan Mıdır? 01-01-1970 03:00 Dışımız Temiz, Ya İçimiz? 01-01-1970 03:00 Kur’an’a Ve Allah’a Muhatap Olmak… 01-01-1970 03:00 Öğretmen... 01-01-1970 03:00 Neden Bu Kadar Öfkelisin? 01-01-1970 03:00 Kentsel Dönüşüm Mağduriyeti 01-01-1970 03:00 Din Asli Yapısından Uzaklaşırsa… 01-01-1970 03:00 Her Geceyi Kadir Gecesi, Her Geleni Hızır Bilmek... 01-01-1970 03:00 Bir Gariban Ramazan! 01-01-1970 03:00 Regaip Gecesi mi? 01-01-1970 03:00 SEN! 01-01-1970 03:00 Dizilerdeki İslam 01-01-1970 03:00 Kışa İman Etmek 01-01-1970 03:00 Allah Derken? 01-01-1970 03:00 Yüzüncü Yıl Duygularım 01-01-1970 03:00 Geldik, Gidiyoruz... 01-01-1970 03:00 Cmi, İçki ve Gençlerimiz 01-01-1970 03:00 Olut ki bir gün 01-01-1970 03:00 Başkasının Penceresi… 01-01-1970 03:00 Var mıymış gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi? 01-01-1970 03:00